datça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
datça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Mutluluğu taştan çıkarmak :)

Sen aşkı çiçek böcek, güneş bulut sanmışsın…
Mevsimlerine göre uyuyup uyanmışsın…

Bu mısralarla Tarkan yne gönlümüzü çeledursun, ben aşkı taşlara boyayan Mino’yu buldum Datça’da… Taşlara çiçek , böcek , ağaç her şeyi resmediyor. Yüzünü güldürüyor insanın.Mutluluk veriyor...
Hep diyorum burada insanlar pek bir yaratıcı, havasından suyundan, arkadaşım Alev'in dediği gibi belki de Dionysos'un ruhunun etrafta rüzgar olarak dolaşmasından... 
Halam Serbü de teyoşum Ömür gibi gördüğüm en yaratıcı insanlardandır. Evin her köşesine kendinden birşeyler katar. Mesela şömine içinde duran "çılgın balık Memo" gibi... Ya da balkon kapısına dayalı aşık şapşal balıklar gibi...Hatırlıyorum da daha ben 7 yaşındayken, stilistlik kurslarına giden halamla oturur saatlerce ben de tasarımlar yapardım. Tasarıma olan ilgimi ilk keşfettiğim yıllardı... O günden beri de hep ilham vermiştir bana...


Kendi gibi arkadaşları da böyledir. Ben  Mino’yu da yıllar önce yine Datça’da halam Serbü sayesinde tanımıştım. Pozitif enerjisini hissettiğim ve sohbeti ile zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım keyifli, yaratıcı Kova burcudur! E aynı burçtan olmamızın da etkisi vardır herhalde...
4 sene önce ilk boyadığı nazar boncuğu taşları hala evimde orta sehpamda durur. Uğur getirdiğine inanırım. Ama bu sene 4 sevimli gülen surat ile gönlümü bir kez daha fethetti…
Bu ziyaretimde Mino ile tasarımları üzerine sohbet ettik. Bana bu yazın sevimli suratlardan oluşan ana koleksiyonunu anlattı. Tasarımlarını bir yerde sergilemiyor. Ve ya satış noktası bulunmuyor. Ama onu bilenler tanıdık vasıtasıyla ulaşıyor bunlara.
Bir baktım ki burada herkesin evini süslemeye başlamış bile. Meğer tasarımları bunlarla bitmiyormuş, daha neler neler varmış. İlk zamanlar aklına ne gelirse boyuyormuş ama şimdi aklına gelenler de bir sırayla geliyormuş. Yani "hadi koleksiyon hazırlayayım" diye yola çıkmasa da birbirini kombinleyen bir duyguyu yansıtan hikayeler oluşuyormuş. Hikayeleri  kendinde saklı , belki birgün paylaşır ama şimdilik taşlara sahip olan sanatseverler kendi hikayelerini buluyor bunlarda...

Benim için bu 4 mavi minik surat masmavi Ege'de büyüyen , bu masmavi sularda yüzen mutlu çocukları anlatıyor. Birgün kafama eser de çocuk sahibi olmak istersem böyle mutlu olsunlar isterim. Bu yüzden bu suratları "mutluluk" simgesi olarak saklayacağım. Evimi görenler pek alışkın değildir çiçekli böcekli şeyler görmeye ama tek tasarımlar şimdilik Mino'dan...


Eğer siz de bu mutlu suratları evinize misafir etmek isterseniz bana yazın. Ben bir çaresine bakıp size ulaştırırım.  tulinbo@gmail.com


8 Ağustos 2010 Pazar

3B ve 1R

Datça'nın meşhur 3B si var... Bal, badem ve balık! Hepsi çok güzel hepsi çok özel...Ama benim için bir de R'si var ki asla vazgeçemem: Rüzgar!!!
Şimdi bu rüzgarın benim hayatıma nasıl girdiğini nasıl beni savurduğunu düşünüyorum. Hikaye uzun...

Ama ben blogun hakkını vermeliyim, ruhunu katmalıyım... Internet'te bulamayacağınız kıyıda köşedeki detaylar var beni Datça'ya aşık eden bunları sandıktan çıkarmalıyım.

Aslında tüm hikayeler gibi başladı benim hikayem de:

Yıl 1993… Serbü halam Datça’dan ev alalı 2 sene olmuş… Datça neresi? Nasıl gidilir? Gidilmeli midir? Bu sorulara hiç gerek yok. E almış madem gitmek görmek lazım. Teyzem gider de ben durur muyum? Durursam beni bırakıp gittiği için hasta olmaz mıyım? Emin olabilirsiniz olurum. 40 derece ateşle bile yatarım…

Datça’nın virajlı yolları (o zamanlar fenaydı) yol tutan beni ne hallere sokardı hatırlamak bile istemiyorum. Ama beni tanıyanlar ne inatçı olduğumu bilir. Ölmek var dönmek yok… Kusmak var susmak yok…

Ben Datça’nın o zamanki halini oturup anlatamam belki ama 17 senedir sürekli geldiğim bu yarımadanın bende yarattığı etki ile bugün bana ne hissettirdiğini ve nasıl aşık olduğumu yazarım.

Arkadaşlarımı peşimden sürüklerken hep bu soru var kafamda “Ya benim gördüğüm gibi görmezlerse bu cennet yeri”
Aslında 1 haftalık tatilden bunu beklemek Datça’ya haksızlık olur elbette. Ama bekliyorum işte.. Sevsinler, tekrar gelmek istesinler, döndüklerinde anlata anlata bitiremesinler…
Ve aslında biliyorum ki her gelen sonunda tekrar buraya gelme planı yapar. Hatta ev almayı bile düşünenler olur.

3 Ağustos 2010’da da aynı duygularla Özü ve İsot’la birlikte Bodrum’dan Datça feribotuna bindik. Hatta binmeden önce bir de Köfteci maceramız oldu ki, bize de yolculuğunun ilk yarım saati eğlenecek konu çıktı. Feribot’a yetişmek için köftecide terör estirdik. Ama İsot son bombayı patlattı: “Köfteler o kadar güzel ki bırakamayız”
Bilmem bu tavır size nasıl boğazına düşkün bir grup olduğumuzu anlatıyor mu? Bir de Kuyruksuz Uçurtmamız olsaydı bizimle...
Köfteleri bırakmadık tabi. Feribot yaklaşık 12-15 araba alıyor ve terasta sanki mavi turda gibi hissediyorsunuz kendinizi. Hiç mavi tur görmesek yutturacaksın diyebilirsiniz. Ben görmedim henüz o yüzden kusuruma bakmayın. Biz bu "mavi tur"da bir de köfte ile piknik yaptık ki tadından yinmez…
Yol yaklaşık 2 saat sürüyor ve biz sabah 09:30 feribotunda yer bulamayıp 17:30 a bindiğimiz için ne kadar iyi yaptığımızı hissediyoruz. Zaten rüzgar sıcağı da hissettirmiyor. Canına yandığım "rüzgar" şimdiden başladı bedenimle dans etmeye. Dur daha ben ne dans edeceğim seninle sabahlara kadar...
Feribot Datça yarımdasının kuzeyinde Karaköy limanına yanaşıyor. Arabasız geçenleri karşılamaya gelenlerin heyecanı feribot kıyıya yanaştıkça hareketlenmelerinden anlaşılıyor. Hatta yanaşmasına 5 dakika kala el sallamaya başlıyorlar. Bazı çocuklar yaz tatilini bölüp sırf aileleri mutlu olsun diye uğrar da Datça'ya, aileler pek bir mutlu olur. Çocuklar da görev yapar, bu yüzden bazıları farketmez geldikleri yerin güzelliklerini... Feribottaki rüzgar sersem de etmiştir onları zaten !

Sonunda arabayı indirip Datça merkeze doğru yol alıyoruz. Merak etmeyin mesafe uzun değil 15 dakika sonra merkezdeyiz. Yarımadanın güneyine iniyoruz. Halamın sitesinin adı Güney sitesi… ve ben yıllar sonra ilk defa bu tatilde fark ediyorum bu detayı…
Özü ve İsot da Fora otele yerleşiyorlar. Ben de yine aynı düşünce “acaba beğenecekler mi?”

Halam kahvaltıyı hazırlamış balkonda bekliyor.Karanfil ve tarçınlı ekmek, dereotu maydonoz ve kırmızı biberli salatam... Ama alışık olmadığım bir tuhaflık var. Nerde benim rüzgarım? Beni karşılamaya gelmeyecek mi? Ben ona neredeyse şiirler yazacak kadar duygu yüklüyken böyle saklanmak da neyin nesi?
Derken hafiften nazlı nazlı gösterdi kendini... Ama belli ki bu sene pek bir utangaç bizimki , uğraştıracak beni...

Belki de Kargı'da bekliyordur beni!